Râbıtadan maksat şeyhi muhabbet ile gönülde tutmaktır. Râbıta yapılacak şeyhin mürşîd-i kâmil olması gerekir. Aksi halde râbıtanın ona bir faydası olmayacaktır. Ayrıca zikrullahla da meşgul olmak lâzımdır. Sâlikin nefsini bilip Hakk’ı bulması ve küllî zevke vâsıl olabilmesi için, zikir, tefekkür, ibadet ve taatlerle birlikte olan râbıta en yakın yoldur.

Teveccüh, sâlikin mürşidinin gönlünü kapı telakki edip, yüzünü o kapıya dönük tutup, yoldaki matlûbunu ve kendine dair olan her hususu ondan talep etmesi, nazarını bir an bile o kapıdan ayırmayıp nazarının daima mürşidinin kalbine dönük olmasıdır. Sâlik bu yolla ulaşacağı mânevî zevk ile melekût âlemine yükselir.

Murakabe ise sâlikin gönlünden, cemâl-i bârî için zatının tecellisinin gelişini beklemesidir. Bu seyr ilallah mertebesidir. Mürşidin sâliki terbiyesi bu makama kadardır. Usul olarak murakabe çeşitli şekillerde yapılır. Meselâ sâlik iki dizi üzerine oturur. Karnını uyluklarına yapıştırıp dirseklerini yere dayar ve “Yer üzerinde bulunan her bir canlı yok olacak. Ancak azamet ve ikram sahibi rabbinin zatı bâki kalacak” (Rahmân 55/26-7) veya “O’nun zatından başka her şey helâk olacaktır” (Kasas 28/ 88) âyetlerini okur. Bu esnada kendini ölmüş tasavvur edip bu tefekkür ile kalır. Murakabeye kemaliyle devam eden dervişe müşahede zuhur edip hakka’l-yakīn mertebesine ulaşır.